İçeriğe geç

İneğe tapanlar hangi din ?

Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında

O gün Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken içimde garip bir sıkışmışlık vardı. 25 yaşındayım, duygularımı saklayamayan, her şeyi yazıya döken biriyim; ama bazen kelimeler yetmiyor, bazen sadece yutkunmak kalıyor geriye. Elimdeki küçük günlük, sayfaları hafifçe buruşmuş; yazdıklarımı defalarca okuyup kendime kızdığım, sonra tekrar sarıldığım bir arkadaş gibi. Sabahın erken saatleriydi, sokaklarda kimse yoktu. Rüzgâr yavaşça esiyor, kahverengi yaprakları sürüklüyordu taşlı kaldırımlara. İçimden bir ses, “Bugün farklı bir şey göreceksin,” dedi.

O Karşılaşma

Köşeyi döner dönmez gördüm onu: yaşlı bir adam, yüzü güneşten kararmış, gözlerinde yılların ağırlığı. Önünde küçük bir alan vardı; birkaç ineği besliyordu. İlk başta sadece sıradan bir çoban sandım. Ama adamın tavrı, bakışı, hayvanlara gösterdiği saygı beni durdurdu. İnekler onu tanır gibi yaklaşıyor, başlarını omzuna dayıyor, gözlerini onun gözlerinden ayırmıyordu.

“Merhaba,” dedim, biraz çekinerek. O gülümseyerek başını salladı. Konuştukça fark ettim ki, bu insanlar ineklerine sadece bakmıyor, onlara tapıyorlar, kutsal bir bağ kurmuşlar gibi. “İneğe tapanlar hangi din?” diye düşünmeden edemedim. Ama soru kulağıma basit gelmedi, bir tür merak ve hayretle doldu. O anda kalbim hızlı hızlı çarpıyordu; hem hayranlık, hem biraz korku, hem de derin bir merak vardı içimde.

Gözlerinde Bin Yılın Hikâyesi

Adam bana, ineklerin sadece bir hayvan olmadığını, onlar aracılığıyla doğaya, hayata ve ruhani bir güce bağlandıklarını anlattı. Sözcükleri basit ama anlamı derindi; kalbime işleyen bir sıcaklık vardı. “Bizim için her inek bir dünya,” dedi. “Onları incitmek, bir tür evreni incitmek demektir.” Dinlerini adlandırmak zor; kelimeler yetmezdi. Ama inançları, bizim alışık olduğumuzdan farklı bir sadelikte ve derinlikteydi.

O sırada içimden bir şey koptu: hayal kırıklığı. Çünkü biz genellikle inançlarımızı kalıplara, kurallara ve mantığa sıkıştırıyoruz. Ama bu adam ve inekleri bana bir gerçekliği gösterdi ki, tarif etmek imkânsızdı. Bir inek, bir bakış, bir dokunuş; hepsi kutsal ve bir o kadar basit.

İçimdeki Fırtına

Evime dönerken sanki rüzgâr daha sert esiyordu. Günlük elime geldi, kalemim hazır. Ama kelimeler dökülmek bilmedi; sadece hissettim. İçimde heyecan vardı, çünkü böyle bir şey görmek hayatımda ilk defa oluyordu. Aynı zamanda bir boşluk da vardı: insanların inançlarını anlamak için bazen kilometrelerce yol kat etmeniz gerekebiliyordu, ama bazı şeyler o kadar doğal ki, sadece gözlemleyip hissetmek yeterliydi.

Hikâyeyi yazmak istedim, ama yazarken kendi hislerimle boğuştum. Şaşkınlık, hayal kırıklığı, merak ve bir umut. Umut, insanların farklı olabileceği ama yine de güzellik yaratabileceği yönünde.

Bir Sonraki Sabah

Ertesi gün yine o sokağa gittim. Adam ve inekleri hâlâ oradaydı. Bu sefer daha yakındım; utangaç ama merak dolu. Bir ineğin başını okşadım; gözlerime bakarken anladım ki, bu sadece bir hayvanla insanın buluşması değildi. Bu bir güven, bir bağ, bir inanç yolculuğuydu.

Kendi hayatımda hissettiğim boşlukları düşündüm. İnsan bazen kendini kaybeder, ama bir bakış, bir dokunuş ya da bir an, hayatın ne kadar karmaşık olduğunu ve aynı zamanda ne kadar saf olabileceğini hatırlatır.

Sonuçta

Kayseri sokaklarında o an yaşadığım şey, sadece bir gözlem değildi; içimde fırtınalar kopartan, beni duygusal bir yolculuğa çıkaran bir deneyimdi. İneğe tapanlar hangi din sorusu, kelimelerle sınırlanamayacak bir cevabı barındırıyordu: saygı, sevgi, sadelik ve doğa ile bütünleşme. Bu sahne, bana insanın kendi içindeki karmaşıklığı ve aynı zamanda basit mutlulukları nasıl bulabileceğini hatırlattı.

O gün günlük sayfama yazdım, kalbim titreyerek: “Bazen bir ineğin gözleri, hayatın anlamını fısıldar.” Ve bu düşünceyle Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken, umutla dolu bir kalp bıraktım ardımda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbetTürkçe Forum